Siber dayanıklılık, veri yönetimi, çoklu bulut operasyonları ve yapay zekâ çağında güvenli dönüşüm temasıyla düzenlenen Commvault SHIFT İstanbul 2026, sektör liderleri, teknoloji profesyonelleri ve iş ortaklarını bir araya getirdi.Etkinliğe panelist olarak katılan Polat Holding İş Zekâsı ve Dijitalleşme Direktörü İsmail Çoban, dijital dönüşümden siber güvenliğe kadar birçok konuda önemli değerlendirmelerde bulundu.
Kurumlar için en büyük riskin teknoloji eksikliği değil, ekipler arasındaki kopukluk olduğunu belirten Çoban, görünür teknoloji açıklarının yatırım yapılarak giderilebildiğini ancak organizasyonel uyumsuzluğun çoğu zaman geç fark edildiğini ve ciddi maliyetler oluşturduğunu söyledi.Bir kurumun en yeni teknolojilere, güçlü veri altyapılarına ve yapay zekâ çözümlerine sahip olmasının tek başına yeterli olmadığını ifade eden Çoban, satış, operasyon, finans, insan kaynakları ve teknoloji ekiplerinin ortak hedef doğrultusunda hareket etmemesi halinde dijital dönüşüm projelerinin istenen başarıya ulaşamayacağını dile getirdi.Dijital dönüşümün aslında bir teknoloji projesinden çok bir insan ve kurum kültürü projesi olduğuna dikkat çeken Çoban, "Teknoloji satın alınabilir, geliştirilebilir veya dış kaynakla desteklenebilir. Ancak güvene dayalı iş birliği, ortak hedef bilinci ve kurum içi iletişim kültürü zaman içinde inşa edilir. Başarılı kurumlar, teknolojiyi sadece kullanan değil, farklı ekipleri aynı amaç etrafında buluşturabilen kurumlardır. Teknoloji kurumlara hız kazandırır, ancak ekipler arası uyum yön verir. Hızınız varsa ama yönünüz yoksa, yanlış yere daha hızlı gidersiniz." dedi.Panelde yapay zekâ destekli siber tehditlere de değinen Çoban, deepfake, yapay zekâ tabanlı oltalama (AI phishing) ve sahte kimlik manipülasyonu gibi teknolojilerin güvenlik anlayışını kökten değiştirdiğini belirtti.Yapay zekâ sayesinde artık kusursuz hazırlanmış oltalama mesajlarının, gerçekçi ses klonlarının ve canlı görüntü manipülasyonlarının üretilebildiğini ifade eden Çoban, bu nedenle yalnızca görülen veya duyulana güvenmenin yeterli olmadığını söyledi.Saldırganların yeni teknolojileri savunma tarafına göre daha hızlı benimsediğini ancak uzun vadede güvenlik ekosisteminin bu farkı kapatacağını belirten Çoban, kurumlar, teknoloji şirketleri ve kamu otoriteleri arasındaki iş birliğinin savunmanın en büyük avantajı olduğunu kaydetti.Gelecekte güvenliğin parola, ses veya görüntüden çok çok katmanlı kimlik doğrulama sistemlerine dayanacağını vurgulayan Çoban, davranış analizi, cihaz güveni, biyometrik doğrulama ve yapay zekâ destekli risk analizlerinin daha fazla önem kazanacağını söyledi.Kurumların yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla yetinmemesi gerektiğini belirten Çoban, çalışanların yapay zekâ kaynaklı yeni tehditlere karşı bilinçlendirilmesi ve "güven ama doğrula" yaklaşımının kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.Konuşmasını dikkat çeken bir mesajla tamamlayan Çoban, "Eskiden 'görmek inanmaktır' derdik. Yapay zekâ çağında ise 'doğrulamak inanmaktır' demek zorundayız. Çünkü yapay zekâ çağında en büyük güvenlik açığı artık sistemler değil, doğrulanmamış güvendir." ifadelerini kullandı.
Kurumlar için en büyük riskin teknoloji eksikliği değil, ekipler arasındaki kopukluk olduğunu belirten Çoban, görünür teknoloji açıklarının yatırım yapılarak giderilebildiğini ancak organizasyonel uyumsuzluğun çoğu zaman geç fark edildiğini ve ciddi maliyetler oluşturduğunu söyledi.Bir kurumun en yeni teknolojilere, güçlü veri altyapılarına ve yapay zekâ çözümlerine sahip olmasının tek başına yeterli olmadığını ifade eden Çoban, satış, operasyon, finans, insan kaynakları ve teknoloji ekiplerinin ortak hedef doğrultusunda hareket etmemesi halinde dijital dönüşüm projelerinin istenen başarıya ulaşamayacağını dile getirdi.Dijital dönüşümün aslında bir teknoloji projesinden çok bir insan ve kurum kültürü projesi olduğuna dikkat çeken Çoban, "Teknoloji satın alınabilir, geliştirilebilir veya dış kaynakla desteklenebilir. Ancak güvene dayalı iş birliği, ortak hedef bilinci ve kurum içi iletişim kültürü zaman içinde inşa edilir. Başarılı kurumlar, teknolojiyi sadece kullanan değil, farklı ekipleri aynı amaç etrafında buluşturabilen kurumlardır. Teknoloji kurumlara hız kazandırır, ancak ekipler arası uyum yön verir. Hızınız varsa ama yönünüz yoksa, yanlış yere daha hızlı gidersiniz." dedi.Panelde yapay zekâ destekli siber tehditlere de değinen Çoban, deepfake, yapay zekâ tabanlı oltalama (AI phishing) ve sahte kimlik manipülasyonu gibi teknolojilerin güvenlik anlayışını kökten değiştirdiğini belirtti.Yapay zekâ sayesinde artık kusursuz hazırlanmış oltalama mesajlarının, gerçekçi ses klonlarının ve canlı görüntü manipülasyonlarının üretilebildiğini ifade eden Çoban, bu nedenle yalnızca görülen veya duyulana güvenmenin yeterli olmadığını söyledi.Saldırganların yeni teknolojileri savunma tarafına göre daha hızlı benimsediğini ancak uzun vadede güvenlik ekosisteminin bu farkı kapatacağını belirten Çoban, kurumlar, teknoloji şirketleri ve kamu otoriteleri arasındaki iş birliğinin savunmanın en büyük avantajı olduğunu kaydetti.Gelecekte güvenliğin parola, ses veya görüntüden çok çok katmanlı kimlik doğrulama sistemlerine dayanacağını vurgulayan Çoban, davranış analizi, cihaz güveni, biyometrik doğrulama ve yapay zekâ destekli risk analizlerinin daha fazla önem kazanacağını söyledi.Kurumların yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla yetinmemesi gerektiğini belirten Çoban, çalışanların yapay zekâ kaynaklı yeni tehditlere karşı bilinçlendirilmesi ve "güven ama doğrula" yaklaşımının kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.Konuşmasını dikkat çeken bir mesajla tamamlayan Çoban, "Eskiden 'görmek inanmaktır' derdik. Yapay zekâ çağında ise 'doğrulamak inanmaktır' demek zorundayız. Çünkü yapay zekâ çağında en büyük güvenlik açığı artık sistemler değil, doğrulanmamış güvendir." ifadelerini kullandı. 


















