Bugün Marmara Bölgesi, 6.2 büyüklüğünde ciddi bir depremle sarsıldı. İstanbul başta olmak üzere birçok ilde hissedilen bu sarsıntı, bizlere bir kez daha ülkemizin büyük bir deprem kuşağında yer aldığını ve her an benzer bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu hatırlattı. Şükürler olsun ki ilk gelen bilgilere göre can kaybı yaşanmadı. Ancak bu durumu bir şans olarak değil, bir uyarı olarak değerlendirmeliyiz.
Ben bir Bingöllü olarak, özellikle Yedisu–Karlıova fay hattının taşıdığı riske dikkat çekmek istiyorum. Bu bölge uzun zamandır sessizliğini koruyor ve bilim insanları da bu sessizliğin hayra alamet olmadığını sık sık vurguluyor. Marmara’da yaşanan bu son deprem vesilesiyle, sadece o bölge için değil, tüm riskli fay hatları için harekete geçilmelidir.
Buradan açık bir çağrı yapıyorum:
Deprem, yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce konuşulmalı.
Bu konuda en büyük sorumluluk başta hükümet olmak üzere, belediyeler ve halkın omuzlarındadır. El ele verilmeli, şehirler depreme karşı dirençli hale getirilmelidir.
Şunu da açıkça ifade etmek gerekir:
Kentsel dönüşüm yalnızca eski binaları yıkıp yenisini yapmak değildir. Gerçek anlamda bir “deprem dirençli şehir” oluşturmak, sadece betonarme binalarla değil; altyapısı, ulaşımı, acil toplanma alanları, halkın bilinç düzeyi ve yerel yönetimlerin hazırlıklarıyla mümkündür.
Bugün yapmamız gereken şey, sadece üzülmek değil; denetlemek, sorgulamak ve bilinçlenmektir.
Vatandaş olarak görevimiz sadece beklemek değil, aynı zamanda talep etmektir.
Yetkililerin görevi ise harekete geçmek, önlem almak ve milletle birlikte çalışmaktır.
Unutmayalım:
Deprem değil, ihmal öldürür.
Ve biz bu ihmallere artık izin vermemeliyiz.
Herkese geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Rabbim milletimizi daha büyük felaketlerden korusun diyorum.
















