Deprem Gerçeğinde Gözden Kaçan Kıyı Şeridi Tehlikesi
Yaz mevsimiyle birlikte kıyı şeritleri hareketlendi. Ancak bu canlılığın arkasında, uzun süredir görmezden geldiğimiz büyük bir tehlike yatıyor: Marmara Bölgesi kıyılarında, özellikle denize sıfır ya da denize 50 metre mesafedeki 30-40 hatta 50 yıllık yazlık yapılar…
Son iki aydır Türkiye’nin deprem gerçeği yeniden gündemde. Bu süreçte yaptığım saha araştırmaları ve mülk sahipleriyle gerçekleştirdiğim birebir görüşmeler, beni tedirgin eden çok önemli bir tabloyla yüzleştirdi. Kumburgaz, Mimaroba, Güzelce, Silivri, Yeniçiftlik, Mudanya, Gemlik, Esenköy, Çınarcık ve Yalova gibi sahil kesimlerinde bulunan yapıların büyük çoğunluğu eski. Beton kalitesi yetersiz, deniz kumu kullanılarak inşa edilmiş, yorgun ve artık riskli hale gelmiş durumda.
Bu bölgeler, 1999 Marmara Depremi’nin de en çok yıkım yaşandığı alanlardı. O felaket yaz aylarında geldi ve hepimizi hazırlıksız yakaladı. Bugün ise aynı senaryonun farklı bir tarihte yeniden yaşanması ne yazık ki sadece bir zaman meselesi.
Herkes Aynı Cümleyi Kuruyor: “Burada Yaşamaya Alıştık”
Yapı sahiplerine kentsel dönüşüm teklif edildiğinde verilen cevaplar neredeyse birebir aynı:
“Biliyoruz riskli, ama burada denize karşı yaşamak istiyoruz.”
“Yeni yapılaşmaya izin yok, bize iç kesimlerde yer veriliyor.”
“Manzaradan vazgeçemem.”
“Zaten biz görecek kadar uzun yaşamayız.”
Oysa 1999’da Gölcük’te yaşananları hatırlayalım. Binalar, denizin içine gömüldü. Bugün aynı özelliklerde, aynı malzemelerle yapılmış, bakımsız bırakılmış yazlık evlerde aynı tehlike sessizce büyüyor. İnsanlar deniz manzarasına bakarak yavaşça yaklaşan bir felaketi izliyor.
Manzara mı, Mezar mı?
Bu soruyu konuştuğum her kişiye sordum. Herkes gülümsedi, kimi “Aman sen de…” dedi, kimi “Bir şey olmaz” diyerek geçiştirdi. Ama gerçek şu ki, bu yapılarda kalmaya devam etmek bir tercih değil, bir kumar. Üstelik kaybedildiğinde geri dönüşü olmayan bir kumar.
Çözüm: Yerinde ve Güvenli Kentsel Dönüşüm
Bu sadece bireysel risk değil, kamusal bir güvenlik sorunu. Ancak çözüm üretirken insanları bulunduğu yerden zorla çıkarmak değil, onlara daha güvenli ve makul bir alternatif sunmak esas olmalı.
- Sahil hattındaki riskli yapıların envanteri acilen çıkarılmalı,
- Yerinde dönüşüm veya kıyıya yakın alternatif alanlar planlanmalı,
- Mevzuat engelleri sadeleştirilmeli ve vatandaş kentsel dönüşüme teşvik edilmelidir.
Kıyıda yaşamak kimsenin suçu değil. Ancak bu hakkı güvenli hale getirmek, devletin görevi, süreci kolaylaştırmak da biz gayrimenkul profesyonellerinin sorumluluğudur.
Deniz manzarası elbette güzel… Ama mezar sessizliğinden farksız bir yıkım yaşanmadan önce harekete geçmek zorundayız.
Allah korusun, evet. Ama biz de aklımızı kullanmazsak, sadece dua ile felaketleri önleyemeyiz.
















