"Ekonomi Profesörü ve Nişantaşı Üniversitesi Rektörü Kerem Alkin inşaat sektörünün ekonomiye sağladığı katkı ile ilgili soruları sizler için www.baretdergisi.com a yanıtladı."
İnşaat sektörünün ülke ekonomisi üzerinde sağladığı katkıdan bahseder misiniz?
Son küresel krize kadar, temelde baktığımızda hizmetler sektörü ve daha çok finans sektörünün dünya ekonomisinde gereğinden fazla öne çıktığı bir dönem yaşadık. Ve dolayısıyla reel sektör 90 lı yılların sonlarından itibaren bir miktar ihmal edildiği süreçle karşı karlıya kaldı. Fakat son küresel krizle birlikte hizmetler sektörünün krizlere karşı mukavemetin ayakta kalma becerisinin aslında daha zayıf olduğu ortaya çıktıktan sonra özellikle üç temel sektörün ülke ekonomisi için vazgeçilmez olduğu tekrar belli oldu. Bunları imalat sanayi, inşaat sektörü ve tarım sektörü olarak özetlemek lazım. Burada da oranlar şöyle şekillendi. İmalat sanayinin ülke ekonomisindeki katma değer üretimindeki payı yüzde 25’in altında olmamalı. İnşaatın payı yüzde 7’nin altında olmamalı ve tarımın payı da yüzde 10’un altında olmamalı. Dolayısıyla üç sektörün toplamda ki payı en az yüzde 42 olması ve bu anlamda hizmetler sektörü diye adlandıracağımız diğer sektörlerin payının da yüzde 58 olması gerektiği konusunda şekillendi. Şimdi bu yönüyle bakıldığı zaman Türkiye’de tarım sektörü kabaca yüzde 7,5 ile 9 arasında çeyrek dönem gider – gelir ekonomideki payı itibariyle yüzde 9’un üzerinde olması gerekiyor. İnşaat sektörünün de payı 7’ye yakın olması gerekiyor. Kriz olan dönemlerde inşaat sektörü Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hâsılada ki payının 5,2 ye kadar düştüğüne, kriz olmayan dönemlerde de en fazla bugüne kadar 6,2–6,3 ‘e kadar çıktığını görüyoruz. Genel olarak baktığımızda 5,9 ile 6,2 arasında gidiyor ki, belki zaman içerisinde 6,5 ve üzeri şeklinde ve bununda sabitlenmesi gerekiyor.
“Kamu İnşaat Yatırımlarında Tarihi Rekor Yaşandı”.
İnşaat sektörü aslında Türkiye ekonomisinde hak ettiğinden de 0,5 ile 0,7 puan daha aşağıda gözüküyor. Şimdi bu perspektifle hareketle, Türk inşaat sektörünün payının artabilmesi için mutlaka özel sektör inşaat yatırımlarının ciddi anlamda rolünü arttırması lazım. Fakat bir gerçek var. Ekonomi bir miktar soğumaya başladığında ve çeşitli Türkiye ekonomisi için ekonomiyi yavaşlatmak adına bazı ek tedbirler alındığında, bazen cari işlemler açığımız kontrolden çıkıyor gibi oluyor Türkiye ekonomisi büyümede yüzde 4 ve altına doğru inmeye başladığında, özel sektörün inşaat yatırımlarının ekonomiye katkısının da bir miktar yavaşladığına birlikte şahit oluyoruz. Örnek vermek açısından mesela geçen sene 2013 yılı itibariyle uzun zamandan beri ilk defa Türk inşaat sektörünün nominal yani içinde enflasyonu barındıran rakamlar itibariyle bile yatırımlarında azda olsa gerileme oldu. Yani önümüzdeki dönem için, Türkiye’de her sene 90 milyar ile 100 milyara doğru gittiğine şahit olduğumuz özel sektör inşaat yatırımlarının, 2012 de 84 milyar TL ye kadar çıkmışken 2013’de 82 milyar gerilediğine şahit olduk. Bir miktar nominal gerileme oldu. Bu nedenle de özel sektör inşaat yatırımlarında ki reel gerilemede enflasyonu da arındırdığınız zaman biraz daha ağır oldu. Buna karşılık cumhuriyet tarihinde ilk defa kamu inşaat yatırımlarında tarihi bir sıçrama söz konusu oldu. Öyle böyle değil yüzde 29’lar mertebesinde. Bunun tabi temel nedeni de 3.köprü, İstanbul’a 3. havalimanı, İstanbul İzmir otoyolu ve bu amaçla yapılan İzmit deniz üstü üst geçidi, Marmaray projesi, İstanbul Ankara arası hızlı tren projesi şuanda kamu tarihi çok büyük ebatlarda ki projelere imza atıyor. Bu nedenle de kamu inşaat yatırımları 45 milyar TL’den 61 milyar TL’ye çıktı ki bu tarihi bir rekor. Dolayısıyla ilk defa cumhuriyet tarihinde sadece bir yılı enflasyondan arındırılmış olarak neredeyse yüzde 30’a yakın bir artış oldu. Reel olarak. Bu da bir rekor ama tabi bu her yıl devam ettirilecek bir şey değil. Çünkü kamu inşaat yatırımlarının bu boyutlarda devam etmesi, üstelik bütçeye zarar vermeden, bütçe açığını büyütmeden devam etmesi kamu inşaat yatırımlarının gerçekleşebilmesi için gerekli olan finansmanı da gerekli vergi gelirini de aynı ölçüde etki toplamaktan geçiyor. Dolayısıyla önünde sonunda mutlaka özel sektör inşaat yatırımlarının ekonomide ki ağırlığının rolünün daha fazla olduğu bir ekonomi kurgulamamız gerekiyor. Bu yönüyle bakıldığı zaman önümüzdeki dönemde Türkiye’de inşaat sektörünün gayrisafi yurtiçi hâsılada ki katma değerinin oluşmasında ki payının 6,5 ve üzerinde çıkarabilmemiz için mutlaka özel sektöre daha fazla rol vermemiz gerekiyor.
Kerem Alkin- Levent Uysal
Yani İnşaat sektörü bugüne kadar kendi payına düşen yüzde 7’lik paya hiç çıkamadı?
Hayır çıkamadı bugüne kadar çıktığı en yüksek rakam Türkiye de 6,2–6,3 o da ekonominin çok iyi gittiği ve küresel kriz yaşanmayan dönem olarak ifade edilebilir. Arada kürsel krizin ilk etkileri atlatıldıktan sonra, Türkiye 2010 ve 2011’de arka arkaya çok yüksek gayrisafi yurtiçi hâsıla artış oranlarında; 2010 için 9,2, 2011 için de yüzde 8,8’lik büyüme rakamlarına imza attı. Bu rolün 6,2–6,3 e kadar çıktığına şahit olduk ama bu önümüzdeki dönemde mutlaka 6,5 ve üzerine çıkarmamız gerekiyor. Bunun için tabi özel sektör inşaat yatırımlarının etkinliğini arttırmamız gerekiyor.
Türkiye ekonomisi geride bıraktığımız seçimden nasıl etkilendi ve önümüzde ki seçimlerden nasıl etkilenecek sizce?
Esasen, Türk ekonomisi açısından baktığımızda 2013 yılı Türk ekonomisinin 2012 ye göre 2 kat daha fazla büyüdüğü bir ekonomi olunca 2012 ışının düzeltilmiş reel büyümesi gayrisafi yurtiçi hâsılanın da büyümesi önce 2,3 olarak açıklanmıştı sonra 2,1 olduğu ortaya çıktı. Belki yukarı doğru bir revizede olabilir. 2013 yılı için 4 civarında büyüdüğümüz ortaya çıktı. Demek ki iki katına yakın bir büyüme olmuş. Bunun hemen cari işlemler açığına yansıması oldu.
Türkiye 2012 yılında 2,1 büyüdüğünde cari açığın kabul edilebilir en riskli seviye olabilen yüzde eksi 6 ya kadar ancak geriletebildik. Yüzde eksi 6 cari işlemler açığında dünyada kabul görmüş en önemli sınırdı. Fakat 2013 de ekonomi 2012 ye göre iki kat daha hızlı büyüyünce bu durumda tekrar cari işlemleler açığını 7,9 a çıktığına şahit olduk. Cari işlemler açığının büyümesi derhal uluslar arası alanda Türkiye için negatif eleştiriye maruz kaldı. Şimdi bu eleştiriler çerçevesinde Türk ekonomi yönetimi ne yaptı; 2012 yılında yaptığı yumuşak iniş modelin örtülüsünü tekrar 2014 de yürürlüğe koydu. Biliyorsunuz kredi kart taksit sayılarını azaltan, otomotiv sektöründe birçok ek tedbiri gündeme getiren, otomotiv sektörü de vergi oranları arttırıldı ve peşinat şartı getirildi aynı gayrimenkulde olduğu gibi. Bu ve buna benzer tedbirlerle Türkiye ekonomisinin bu yılın başında 3 ile 3,5 arasında kalması ihtimali gündeme geldi. Tam bunların tartışıldığı ve bu tür ekonomik tedbirlerin devreye gireceği tartışıldığı dönemde bir de 17 aralıktan itibaren Türkiye kendini hırpalayıcı bir siyasi polemik ve siyasi gerginlik sürecinin içinde buldu. Dolayısıyla yılın ilk üç ayında ekonomik çevreleri, büyük bir belirsizlik ve büyük bir keyifsizlikle karşı karşıya kaldılar. Fakat ilginçtir TL’nin 2013 yılından itibaren hızlı değer kaybı nedeniyle ihracat sıçrama göstermeye başladığından dolayı yılın ilk, üç ayında bir önceki döneme göre artışını sürdürmeyi başaran, ihracat hacmine katkısıyla Türkiye’de imalat sanayinin üretiminin beklenenden daha yüksek arttığı da görüldü.
“ Siyasi belirsizlik süreci toplumsal olarak hırpaladığı kadar, ekonomi aktörlerini etkilemediğine şahit olduk”
17 Aralıktan itibaren yaşadığımız ve 30 Marttaki yerel seçimlere kadar devam eden siyasi belirsizlik sürecinin, ilginç bir şekilde imalat sanayinin kapasite kullanım oranın ve üretimine beklendiği kadar kötü yansımadığı görüldü. İnşaat yatırımlarının da çok ilginç bir şekilde belli bir düzeyde devam ettiği gözlemlendi. Çünkü hala gayrimenkul sektöründe gayrimenkulün inşa edildiği bölgenin genel durumuna göre KDV ayrımı getirildi. Belli gelişim gösteren yerleşim bölgelerindeki konut projelerinde KDV’nin yüzde 18’e çıkarıldığına, bazı bölgelerde yüzde 8 bazı bölgelerde ise yüzde 1 bırakıldığına şahit olduk ama bu uygulama 2013’de yürürlüğe girmeden önce inşaat ruhsatı alınmış projeler var.
Bu projelerin bazılarına ancak 2013 yılında başlanabildi. Dolayısıyla hala yüzde 1 KDV avantajına sahip ruhsatların yürüdüğü konut projeleri tamamlanmaya çalışılıyor. Bu da tabi konutları satın almak isteyen tüketiciler arasında ve projeleri yürüten firmalar arasında avantaja dönüşmüş durumda. Bu nedenle projelerin inşa edilmeye devam etmesi ve müşteri bulması nedeniyle inşaat sektörü ilginç bir şekilde özellikle konut endüstrisi kendisinden beklenen daha sınırlı bir yavaşlama gösterdi. Hatta bazı illerde ve bölgelerde konut satışlarının belli bir tempoyla devam ettiğine de şahit olduk. O yüzden yerel seçimlerin öncesinde yaşanan siyasi belirsizlik süreci bizi bir miktar hırpalamış olsa da bizi toplumsal olarak hırpaladığı kadar, haberlerden etkilendiğimiz kadar ekonomi aktörlerinin etkilenmediğine şahit olduk. Belki bazı sektörler de yatırımlar ertelenmiştir ancak yerel seçim sonuçları, bu yaşadığımız siyasi belirsizlikten kaynaklanan nedenlerle beklentilerin üzerinde sonuçla şekillenince; Başbakan Erdoğan bir başka seçim zaferine imza atınca yerel seçim sürecindeki siyasi belirsizliği hızla dağıldığına ve ekonominin tekrar ön plana çıktığına şahit olduk.
Ak partinin Başbakan Erdoğan almış aldığı oy oranı cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili polemiği önemli ölçüde azalttı. Ak Parti bir önceki seçime göre daha az bir oy alarak seçimlerden çıksaydı muhtemelen cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin tansiyonu çok yüksek olacaktı. Siyasi belirsizliğin ağustosa kadar sarktığına şahit olacaktık. Fakat bugün itibariyle bakıldığında Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olmaya karar vermesi halinde seçilmesi ile ilgili tartışma o kadar yavaşlamış durumda ki artık siyasetin ekonomiye olan etkisinin o kadar yüksek olmayacağına dair beklenti biraz öne çıkmış durumda. Bu nedenle ekonomik çevrelerin yerel seçim dönemine göre cumhurbaşkanlığı seçimine biraz daha duyarsız kaldıklarını artık çok fazla bir etki beklemediklerini de net olarak görüyoruz.
O yüzden bunu önümüzdeki günlerde inşaat sektörüne ve konut endüstrisine hele ki faiz oranlarınızda düşmesi söz konusu. Bugün Merkez bankasının rutin para politikası kurulunun yapacağı toplantıda en geç haziran ayına kadar Merkez bankası indirimlere başlayacağı söyleniyor. Bunun etkisi ne olacak; bankacılık sektörü konut kredilerinin faiz oranlarını da aşağıya çekmeye başlayacak. Nitekim size çarpıcı bir rakam vereyim. Siyasi belirsizlikleri yaşadığımız 17 Aralıktan, 30 Marta kadar olan dönemde bir ara ikinci el faizler Türkiye’de yüzde 11,6’lara kadar çıkmışken, bugün aynı faiz 9,7’lere kadar gelmiş durumda.
Siyasi belirsizlik ortadan kalmasından itibaren, biz faizlerin Türkiye’de 2 puan yumuşadığına şahit olduk. Bu da çok yakın vadede konut kredilerin tekrar yüzde 1’lerin altında görmeye başlamamız ihtimalinin yüksek olduğuna işaret ediyor. Böyle olunca da konutların cazibesini artmaya başladığına andan itibaren tekrar yaz başı işe birlikte inşaat sektörüne belli bir canlanma ve hareketlilik olarak yansıması ihtimalini de göz ardı etmemek lazım. Kaldı ki inşaatın sadece konut boyutu yok. Aynı zamanda fabrika inşaatı, alışveriş merkezi inşaatı, hastane, okul, ticaret merkezleri, altyapı inşaatları gibi pek çok alan var. Dolayısıyla Türk inşaat sektörüyle baktığınızda o kadar farklı mecralarda yapılan inşaatlar var ki, birisi yavaşladığında diğeri hareketleniyor. Hemen hemen farklı inşaat projelerinin çoğunun hareketleneceği bir döneme girmekte olduğumuzu söylemek yanlış olmayacaktır.
Hükümetin belirlemiş olduğu “Hedef 2023”de ekonomik anlamda sizce ülke nasıl bir tabloyla karışılacak?
Tabi ki bunu şimdiden kestirmek zor. Çünkü küresel kriz artık son ve en zor etabından geçiyor ve bu nedenle dünya finans sisteminde bir sıkışma var. Bu sıkışma Türkiye gibi bazı ekonomilerin kendisi için gerekli olan kaynağı bulmak noktasında bir miktar zorlanabildiği bir döneme işaret etmekte. Bu zorlu etap aşıldıktan ve Türkiye gibi cazip gelişmekte olan ekonomilere uluslar arası finans çevrelerinden kaynak kullandırma eğilimi artmaya başladıktan itibaren Türkiye eğer ortalama büyümesini tekrar yüzde 5 ve üzerine çıkarmaya başlarsa o zaman 2023 hedeflerine çok daha çabuk ulaşabileceğimiz bir trend yakalamış olacağız. Ancak şuanda olduğu gibi malum 2012 de yüzde 2,1 büyüdük sonra 2013 de yüzde 4 büyüdük belki bu sene 3 ve biraz daha üzerinde büyüme göstereceğiz. Eğer biz bundan sonraki bir kaç yılı ortalama 3,5–4 arasında büyüme trendiyle geçirmek durumunda kalırsak o zaman hiç şüphesiz 2023 hedeflerinden uzaklaşmamız anlamında bazı sonuçları beraberinde getirebilir.
Türkiye ihracatçılar meclisinin 500 milyar dolar ihracat hedefi var. Bu hedefi gerçekleştirmek için ihracatta mal kompozisyonumuzu geliştirmek ve daha yüksek katma değerli malları toplam ihracattaki payını arttırmamız gerekiyor. Şuan itibariyle yüksek katma değerli malların, yüksek teknolojiye sahip malların toplam ihracatımızda ki payı sadece yüzde 6, imalat sanayindeki payı yüzde 9 dolayısıyla bunlar bize yetmiyor. Dört beş senelik dönem içerisinde AR-GE ve inavasyon alanında daha büyük sıçramaları gündeme getirip, yazılım ihracatından daha yüksek teknolojili uçak ve uzay sanayine mal üreten, otomotivdeki katma değerini arttıran, dünya makine sanayinde iddiasını arttıran bir Türkiye olma yoluna gitmemizi lazım ki Türkiye için önemli olsun.
“ Türkiye sadece mal ihracatında değil, Müteahhit ihracatında da büyük başarılara imza atıyor”
Tabi bu arada inşaat sektörü açısından müteahhitlik hizmetlerinde imza attığımız başarıları göz ardı etmemek lazım. Türkiye sadece mal ihraç ederek değil aynı zamanda da inşaat sektöründe müteahhit ihracatıyla çok büyük başarıya imza atıyor. Müteahhitlerimiz Çin inşaat şirketlerinden sonra dünyada en fazla iş alan ve uluslar arası alanda en önemli projeleri yapa ülkeler konumunda.
Yaklaşık 60’a yakın müteahhit firmamız dünyaya nam salmış vaziyette. Hedef 2023’de 100 milyar dolar müteahhitlik geliri Türkiye’ye kazandırmak, 100 milyar dolar inşaat malzemesi ihracatı kazandırmak memlekete, 100 milyar dolarda içerde inşaat sektörünün hacmi olması. Şuanda Türkiye’nin yurtiçi inşaat sektörünün hacmi 120 milyar yani 60 milyar dolar. Demek ki bunu 40 milyar dolar daha büyütmemiz gerekecek. 100 milyarlık ihracatı kolaylıkla yapabilecek bir ekonomideyiz. Çünkü çok iddialıyız bu konuda. İnşaat malzemesi konusunda dünyada ya birinci ya ikindi ya da üçüncüyüz en önemli üretici ve ihracatçı konumundayız. Bunları belki daha fazla perçinlememiz gerekiyor.
Röpotaj: Çiğdem MEN

















