Ramazan Taş: "Doğru Lokasyonda Doğru Ürünleri Geliştiriyoruz"
2026 yılına "New Era" vizyonuyla birlikte dört projeyle başlayacağınızı söylemiştiniz. Şu anda haziran ayındayız ve yılın ilk yarısını geride bıraktık. Bu dönem nasıl geçti? Dört projeniz şu anda ne durumda?
Ramazan Taş: Bahsettiğiniz gibi 2025 yılının sonunda güzel bir lansman yapmış ve "New Era 2030" vizyonumuzu açıklamıştık. Orada 2026 yılında dört yeni projeye başlayacağımızı izah etmiştik. Bu projelerin iki tanesine "Bismillah" deyip başladık. Bunlardan ilki olan Luxera Topkapı projemiz Zeytinburnu bölgesinde yer alıyor. Projemiz 238 daire ve 20 ticari alandan oluşuyor. Şu anda inşaatımız yaklaşık %25 seviyesine geldi ve imalat hızla devam ediyor. Kompakt dairelerin yoğun talep gördüğü bir bölge olduğu için satışlarımız da şükürler olsun gayet güzel gidiyor, bu kısa sürede %30 seviyesinde bir satış başarısı elde ettik.
İkinci projemiz olan Nevbahar Suites ise Başakşehir-Kayaşehir bölgesinde, Şamlar Tabiat Parkı'nın tam karşısında yer alıyor. Burası diğerine göre daha butik bir proje. Bu projemizde de ruhsat işlemlerimiz tamamlandı, sahada çalışmalar yeni başladı ve ön talep sürecimiz devam ediyor. Üçüncü hamlemiz olan Avcılar E5 projemiz için ise E5 aksı üzerinde, 9.000 metrekarelik bir arazide sözleşmemizi yaptık. Şu anda mimarlarımız ve iş geliştirme ekibimiz konsept üzerinde çalışıyor. Bu projemiz diğerlerinden farklı olarak yaklaşık 20.000 metrekare satılabilir alana sahip olacak ve sadece ticari alan ile ofislerden oluşan bir konseptle yükselecek. Dördüncü proje hedefimiz için de şu an finale yaklaşmakta olduğumuz iki güzel proje üzerinde görüşüyoruz. Henüz netleşmediği için isimlerini açıklayamıyoruz ama söz verdiğimiz gibi dört proje hedefimizi inşallah yakalamış olacağız.
Özellikle Sulkent projesine değinmek istiyorum. Çünkü günümüzde erişilebilir konut çok önemli ve Sultanbeyli Sulkent projesi diğer projelerinize göre biraz daha erişilebilir duruyor. Sultanbeyli Belediyesi ile de bir iş birliği içerisindesiniz. Projenin detaylarından bahseder misiniz?
Ramazan Taş: Şu anda barınma krizi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de mevcut ve konut fiyatlarının erişilebilirliğinde sıkıntılar yaşanıyor. Buradaki asıl maliyet kalemlerinden biri arsadır. Bugün normal şartlarda kat karşılığı %50 ile anlaştığınızda, yaptığınız 100 dairenin 50’si arsa sahibine gidiyor. Kalan 50 daire ise müteahhidin hem hammadde hem imalat maliyetini karşılamak zorunda kalıyor. Bu yüksek oranlar da doğal olarak fiyatları yukarı çekiyor. Biz de kamu ve özel sektör iş birliği kapsamında, Sultanbeyli Belediyesi'nin iştirak şirketi SULKON ile Battalgazi Mahallesi'nde, Sultanbeyli Devlet Hastanesi’ne yakın bir bölgede ortak bir proje geliştirdik. Her iki tarafın da özveride bulunmasıyla daha erişilebilir fiyatlı bir proje ürettik. Biz de Luxera kalitesinden ödün vermeden, ulaşılabilir fiyatlarla imalat yapacağız.

Projemizin ruhsat süreçleri tamamlandı ve sahada hafriyat çalışmalarına başladık. Yakın zamanda inşallah temel atma törenini gerçekleştireceğiz. Satış ofisimizin tasarımı bitmek üzere olduğundan bu ayın sonu veya temmuz ayı başında start vermeyi planlıyoruz, şu an ön talep toplama sürecimiz devam ediyor. Sultanbeyli, İstanbul'un Kuzey Marmara Otoyolu Paşaköy aksına yakın, hızla gelişen bir bölgesi. Gelişmiş bölgelerin prim potansiyeli doygunluğa ulaşmışken, gelişmekte olan yerler yatırımcısına daha yüksek getiri potansiyeli sunar. Yaklaşık 15 dönüm arazi üzerinde 445 daire ve 13 ticari alandan oluşan, 7 ile 10 kat arasında değişen 7 bloklu bir proje tasarladık. Tamamen aile yaşamını prensip edinen, peyzajı ve sosyal tesisleriyle her türlü imkana sahip bir konsept geliştirdik. Üstelik Kuzey Yakası, İstanbul’un zemin açısından en sağlam ve depreme dayanıklı bölgelerinden biridir.
Toplam kaç daire yer alıyor?
Ramazan Taş: Toplamda 445 dairemiz ve 13 ticari alanımız var. Dairelerimiz 2+1 ve 3+1 tiplerinde olacak. Fiyatları şu an net olarak açıklayamıyoruz ancak son hazırlıklarimizi yapıyoruz, gerçekten çok ulaşılabilir fiyatlar olacak. Bu bölge, Sancaktepe’de yapımı hızla devam eden ve Başakşehir'den sonra Türkiye’nin en büyük ikinci hastanesi olacak şehir hastanesine sadece 15 dakika mesafede yer alıyor. Binlerce kişinin istihdam edileceği bu sağlık kompleksine ve Finans Şehir'e araçla 15-20 dakikalık mesafede yakın olması, projenin önünü çok açıyor. Çevresi açık ve önümüzdeki dönemin en çok gelişen yerlerinden biri olacak bu bölgede inşallah ay sonu veya temmuz başında bismillah deyip başlayacağız.
Erişilebilir konuttan bahsetmişken; maliyetlerin yüksek, krediye erişimin ise sıkıntılı olmasından dolayı piyasada birçok yeni finansman modeli geliştirildi. Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce yeterli mi?
Ramazan Taş: Normal şartlarda vatandaşlarımız bir miktar peşinat ödeyip kalan tutarı banka kredisiyle taksitlendirerek konut alırdı. Ancak son 3-4 yıldır yaşanan yüksek faiz ortamı nedeniyle konut kredisi faizleri şu anda geri ödenebilir seviyede değil. Bankaların konut kredisi faiz oranları aylık %2.9 ile %3 seviyelerinde seyrediyor. Üstelik ilk tapusu olanların ikinci evi alırken kredinin sadece %15'ini kullanabilmesi gibi kısıtlamalar var. Bu yüzden TÜİK verilerinde de görüldüğü üzere ipotekli satışlar bankalar kanalıyla çok düşük kalıyor. Bu dönemde banka kapıları kapanınca vatandaşlar daha çok tasarruf finansman şirketlerine yöneldi ve o tarafta bir hareketlenme başladı. Piyasadaki ipotekli konut satışlarındaki artış bankalardan değil, bu tasarruf finansman şirketlerinden kaynaklanıyor. Ayrıca biz gayrimenkul geliştiricileri de bu süreçte kendi bünyemizde vade ve taksit seçenekleri sunuyoruz. Projesine göre %25 peşinatla, peşinden senet sistemiyle 18 aydan 36 aya, bazen 48 aya kadar elden vade imkanı sağlıyoruz. Vatandaşlar şu an haklı olarak bunları tercih ediyor, çünkü aylık %3 faizle kredi ödemek büyük bir külfet. Biz de sağladığımız ödeme kolaylıkları ile tüketicinin bu yükünü hafifletmeye çalışıyoruz.
TÜİK verilerine göre geçmişte ikinci el konuta doğru bir yönelim varken son rakamlar birinci el konut satışlarında bir artış olduğunu gösteriyor.
Evet, nisan ayı verilerinde konut satışları 126.808 seviyesindeydi ve birinci el konutlar bunun yaklaşık üçte birini oluşturarak %9.6’lık bir artış kaydetti. Bu durum piyasada ikinci el stokunun yavaş yavaş azaldığını, birinci ele talebin arttığını gösteriyor. Geçtiğimiz dönemde yeni yapı ruhsatı sayıları azalmıştı ancak şimdi bir tık daha arttı, bu da vatandaşı birinci ele yönlendiriyor. Eskiden bitmiş ikinci el konutlar eski maliyetlerle yapıldığı için birinci el ile arasında ciddi bir fiyat makası vardı ancak yeni maliyetlerin piyasaya oturmasıyla bu makas kapandı. Merkez Bankası'nın faiz indirimini bekliyoruz fakat gerek bölgedeki jeopolitik gerilimler gerekse küresel konjonktür nedeniyle faiz indirimi henüz istediğimiz seviyede gelmedi. Merkez Bankası toplantılarından faizin sabit tutulması yönünde kararlar çıkıyor. Faizlerin konut kredisi için kullanılabilir ve makul seviyelere gelmesi muhtemelen yıl sonunu bulacaktır.

Bölgedeki ve Körfez'deki gerilimlerin Türk gayrimenkul sektörüne olumlu yansıyacağı söyleniyordu. Bu etki hissedilmeye başlandı mı?
Ramazan Taş: Geçmişte yerli yatırımcılarımızın bir kısmı Dubai ve diğer ülkelere kaymıştı. Ancak bölgedeki son gerilimlerle birlikte oradaki güvenli liman imajı sarsıldı ve güvenlik hissi azaldı. Şu anda yavaş yavaş Türkiye'ye doğru bir dönüş hissediyoruz ancak bu çok hızlı bir akın şeklinde olmadı. İran tarafında da vatandaşlar kendi ülkelerine sahip çıktılar, bu anlamda onları tebrik etmek lazım. Uzun vadede bu durumun ülkemize muhakkak olumlu katkısı olacaktır. Çünkü Türkiye, etrafındaki ateş çemberine rağmen hem devleti hem de hükümetiyle güçlü, dirayetli ve istikrarlı duruşunu koruyarak güvenilir bir liman olduğunu kanıtladı. Ülkemiz siyasi ve askeri olarak gücünü gösterdi ve bu süreçlerden etkilenmedi. Bu istikrarlı devlet aklı yabancı yatırımcıya güven veriyor. Yatırımcılar uzun vadede İstanbul ve Türkiye'yi kesinlikle ajandalarında tutacaktır. Şu an ufak ufak artışlar görsek de henüz istediğimiz oranlarda değil.
Verilerde dikkat çeken bir diğer unsur da Çinli yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ramazan Taş: Çinli yatırımcıların ilgisi aslında pandemi öncesinde, 2018-2019 yıllarında başlamıştı ancak pandemi araya girince süreç akamete uğradı. Son bir yılda bu ilgi yeniden canlandı. Geçmişte Körfez ve Orta Doğu ağırlıklı bir talep vardı, Rusya-Ukrayna savaşı döneminde o bölgeden yoğun talep aldık, şimdi o biraz yavaşladı. Şu an Çin'in yanı sıra Filistin, Arjantin, Pakistan ve hatta geçenlerde bize gelen bir müşterimiz gibi Kore'den bile yatırımcı ağırlıyoruz. Türkiye, Müslüman coğrafyasında yaşanabilir yapısı, tarihi, kültürü ve lojistik ulaşım kolaylığı nedeniyle her zaman tercih edilen bir ülkedir. 2023 depremi sonrasında yabancı yatırımcı ilgisinde bir duraklama olmuştu ancak yeni çıkan yabancı yatırımcı vergi paketi ve teşviklerle birlikte yabancı yatırımcı ilgisini yeniden eski seviyelerine getireceğimize inanıyorum.

Peki, Luxera projelerine dönecek olursak genel satış performansınız nasıl gidiyor?
Ramazan Taş: Luxera, lokasyon analizinde uzmanlaşmış güçlü bir GYO markasıdır. Bizim 30 yıllık bir ticari geçmişimiz var. Perakendecilikten ve marketçilikten geldiğimiz için İstanbul’un her sokağını, her mahallesini çok iyi biliriz. Bize yılda yaklaşık 100’e yakın proje teklifi gelir. Bunları çok sıkı analiz eder, içlerinden sadece 3 ya da 4 tanesini seçeriz. İnce eleyip sık dokuyoruz. Doğru lokasyonu seçtikten sonra, o pazarın ihtiyacına uygun mimariyi, tasarımı ve daire tiplerini belirliyoruz. Bu doğru formül birleştiğinde, durağan piyasalarda bile tercih edilen marka oluyorsunuz. Örneğin şu an içinde bulunduğumuz Luxera Towers projesi, 369 daire ve altındaki 87 ticari alanıyla bu bölgenin en niş projesidir. Şükürler olsun ki satışlarımızın %85’ini tamamladık. Elimizde az sayıda büyük daire kaldı, onlar da proje tamamen bittikten sonra tüketicinin görerek alacağı tipler. Topkapı projemize yeni başladık ve gayet iyi gidiyor. Kayaşehir'de de hareketlilik güzel. Özetle, piyasa genelinin üzerinde bir satış grafiğine sahibiz, inşaat ilerleme hızımızın önünde satış yapıyoruz. Ayrıca güçlü bir uluslararası müşteri ağımız ve yıllara dayanan bir networkümüz var, bu da bizi globalde de akılda kalıcı bir marka yapıyor.

Şu anda kendi bünyenizde uyguladığınız aktif bir kampanya var mı?
Ramazan Taş: Evet, var. Şu anda Topkapı ve Kayaşehir Nevbahar Suites projelerimizde %25 peşinat ve 36 ay vade imkanı sunuyoruz. Peşin ödemelerde ise ekstra indirimler uyguluyoruz. Portföyümüzde 4-5 farklı proje olduğu için lüks arayandan daha ekonomik bütçeli olana kadar her müşteri tipine hitap edebiliyoruz. İnşallah yakında başlayacağımız Sulkent projemize de ön talep döneminde büyük bir ilgi var, orada da çok ciddi bir ivme yakalayacağız.
Peki, sizce şu an konut almanın zamanı mı?
Ramazan Taş: Bu çok sık karşılaştığımız bir soru. Dünyadaki ekonomik dengeleri öngörmek kolay değil, örneğin yılbaşında altının onsu daha yüksek seviyelerdeyken şu an gerilemiş durumda. Birçok bilinmezliğin olduğu bu dönemde gayrimenkul, her zaman en güvenli limandır. Kısa vadede bazen diğer yatırım araçlarının gerisinde kalmış gibi görünse de 5, 10 veya 15 yıllık uzun vadeli projeksiyonlarda her zaman en yüksek getiriyi gayrimenkul sağlamıştır. Önümüzdeki süreçte faiz indirimleri başladığı an, bu yıl gayrimenkulün yılı olacaktır. Özellikle oturum amaçlı ev alacak olanlar kesinlikle ertelemesin, şu anki fiyatlar kaçırılmayacak kadar cazip. İnşaat, lojistik ve petrol maliyetlerindeki artışlar sebebiyle fiyatlar daha da yükselecektir. Bu nedenle şu an tam alım zamanı diyebiliriz.
Yani konut alacak olanlar parasını mevduattan veya altından çekip en güvenli liman olan gayrimenkule yatırsın ve bu kampanyaları kaçırmasın diyorsunuz.
Ramazan Taş: Kesinlikle, herkesi satış ofislerimize kahve içmeye ve fırsatları değerlendirmeye bekliyoruz.
Son olarak sektörü genel olarak değerlendirirseniz, önümüzdeki dönem için öngörüleriniz nelerdir?
Ramazan Taş: Türkiye, 85 milyon nüfusuyla çok dinamik bir ülke ve barınma en temel ihtiyaç. Ayrıca tam bir deprem kuşağındayız ve acil bir dönüşüm ihtiyacımız var. Sadece İstanbul'da dönüşmesi gereken 1.5 milyon konut, acilen dönüşmesi gereken ise 600 bin konut bulunuyor. Devletimizin verdiği teşvikler kentsel dönüşümü hızlandırdı ancak tam arzu ettiğimiz ada bazlı büyük dönüşümler yerine daha çok bina bazlı yerinde dönüşümler çoğunlukta kaldı. Gönül isterdi ki 10-15 dönümlük büyük parseller birleşsin, sosyal donatısı ve peyzajı olan büyük projeler üretilsin. Ancak hak sahiplerini uzlaştırmak çok zor olduğu için küçük parsellerde yerinde dönüşüm formülü uygulandı. Bu da hiç yoktan iyidir, en azından olası bir depremde can güvenliğini sağlayacak dayanıklı ve sağlıklı binalar inşa edilmiş oluyor.
İnşaat sektörü, kendisine bağlı yüzlerce alt sektörü besleyen ülkemizin lokomotifidir. 2025 yılı konut satış rakamları açısından son yılların en yüksek seviyelerinden biriydi. 2026'nın ilk 4 ayına baktığımızda da piyasa hareketliliğinin aynı hızla devam ettiğini görüyoruz. Ancak talep şu an daha ekonomik ve ulaşılabilir konut segmentine kaymış durumda, yüksek segment ise biraz daha bekle-gör modunda. Faizlerin düşmesiyle buralar da hareketlenecektir. Bu barınma sorunu sadece Türkiye'ye özgü değil. Geçtiğimiz günlerde ABD'de, New York merkezinde incelemelerde bulundum, orada da ciddi bir konut sıkıntısı var. Amerika'da dolar bazında mortgage faizleri %7 seviyelerine gelmiş durumda ki bu onlar için çok yüksek bir oran. Dünyadaki tüm belediyeler ve hükümetler bu barınma krizine kafa yoruyor. Ülkemizde de sağlanan destek ve teşviklerle bu süreci en iyi şekilde yönetmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemin sektörümüz adına daha da iyi olacağına inanıyorum.
Emad Ragab: "Yapı Güvenliğinde Sıfır Tolerans ile Çalışıyoruz"
6 Şubat depremlerinin ardından konut alıcılarının öncelikleri önemli ölçüde değişti. Bugün bir projede lokasyon ve sosyal donatı kadar depreme dayanıklılık da en önemli kriterlerden biri haline geldi. Luxera projelerinde yasal deprem yönetmeliklerine tam uyumun yanı sıra yapı güvenliğini artırmak adına hangi ilave önlemleri alıyorsunuz?
Emad Ragab: Bir müşterinin kendisinin ve ailesinin yaşayacağı yapının güvenliğini sorgulaması son derece doğal bir davranış ve en haklı beklentisidir. Bu nedenle hem Luxera'nın hem de genel olarak tüm gayrimenkul geliştirme şirketlerinin öncelikleri arasında yapı güvenliği ve dayanıklılığı en üst sırada yer almak zorundadır. Bizim süreçlerimiz öncelikle kapsamlı zemin etütleri ile başlar. Zeminin tüm jeolojik özellikleri tasarım ve mühendislik hesaplarımıza eksiksiz dahil edilir. Gerekli görüldüğü durumlarda zeminin taşıma kapasitesini artırmaya yönelik jet-grouting veya kazık sistemi gibi ilave zemin iyileştirme ve güçlendirme çalışmaları uygularız.
Statik ve yapısal tasarım çalışmalarında yürürlükteki deprem yönetmeliklerine tam uyum sağlarken binanın yüksekliği, kullanım amacı, mimari özellikleri ve çevresel koşulları gibi yapının performansını etkileyen tüm parametreleri titizlikle hesaba katıyoruz. Amacımız yapının uzun vadeli mukavemetini ve kullanıcı güvenliğini en üst seviyede sağlamaktır. Uygulama aşamasında ise proje geliştiricisi olarak, tasarımdaki teknik kriterlerin sahada eksiksiz uygulanmasını kontrol ediyoruz. Yüklenici müteahhitlerin teknik şartnamelere uymasını sağlamak amacıyla şantiyelerimizde kesintisiz bir denetim mekanizması yürütüyoruz. Beton, demir ve tüm taşıyıcı sistem malzemelerinin tedarikini doğrudan kendimiz gerçekleştiriyor, bu malzemelerin en yüksek kalite standartlarını karşılamasına özel önem veriyoruz. Bunun yanı sıra, ilgili kamu kurumları ve yapı denetim kuruluşları da düzenli olarak şantiyelerimizi denetleyerek gerekli onay süreçlerini yürütmektedir.
Bir yapının uzun ömürlü olması açısından malzeme kalitesi büyük önem taşıyor. Projelerinizde hangi sınıf beton kullanıyorsunuz? Beton kalitesi ve yapı denetim süreçlerinde nasıl bir standart uyguluyorsunuz?
Emad Ragab: Yapısal tasarımların temelini beton dayanımı, kullanılan demir miktarı, demir çapları ve bu malzemelerin projesine uygun şekilde işlenmesi oluşturur. Betonun dayanım sınıfı, yapının hangi bölümünde kullanılacağına göre değişkenlik gösterir. Temellerde, kolonlarda, perdelerde ve döşemelerde statik proje mühendislerimizin belirlediği en güvenli ve en uygun beton sınıflarını tercih ediyoruz. Biz de projelerimizde bu tasarımlara birebir uygun hareket ediyor, beton tedarikinde sektörün en güçlü ve kurumsal firmalarıyla çalışıyoruz. Ayrıca dökülen tüm betonların kalite ve dayanım kontrolleri için akredite laboratuvarlarla iş birliği yapıyor, numune testleri ve analiz sonuçlarını titizlikle takip ediyoruz. Beton dökümü esnasında, bakanlık tarafından yetkilendirilmiş yapı denetim firmaları şantiyede hazır bulunur, çipli numuneler alır ve bu numuneler laboratuvar ortamında test edilir. Böylece betonun taşıyıcı sistemde öngörülen mukavemet değerinin de üzerinde bir performansa ulaşması garanti altına alınır ve güvenlik seviyesi istenen değerlerin üzerinde tutulur.
Aynı anda birden fazla projeyi hayata geçiren bir firma olarak, son yıllarda artan inşaat maliyetlerini nasıl yönetiyorsunuz? Maliyet artışlarının üretim süreçlerine etkisini azaltmak için hangi stratejileri uyguluyorsunuz?
Emad Ragab: Malzeme fiyatlarındaki öngörülemeyen artışlar şu an sadece Türkiye’de değil, küresel gayrimenkul piyasasında juga en büyük sorunlardan biridir. Luxera olarak bu süreci yönetmek adına önemli stratejiler uyguluyoruz. İlk olarak, satış fiyatlarını belirlerken girdi maliyetlerini göz önünde bulunduruyoruz ancak maliyet artışlarının tamamını tüketiciye yansıtmak mümkün olmadığından, şirket olarak kâr marjlarımızdan ödün vererek bu yükü müşterilerimizle paylaşıyoruz. İkinci olarak, yüklenici ve tedarikçilerimizle yaptığımız sözleşmelerde kalite, uygun fiyat dengesi ve zamanında teslimat kriterlerini sağlayan, finansal yapısı güçlü büyük firmalarla iş birliği yapıyoruz. Üçüncü stratejimiz ise inşaatın başlangıcında kaba ve ince iş malzemelerinin bağlantılarını erken aşamada yaparak, süreç içerisinde oluşabilecek mükerrer fiyat artışlarından etkilenmemek adına maliyetleri baştan kontrol altına almaktır. Son olarak, şantiyelerimizde kurduğumuz sıkı kontrol mekanizmaları sayesinde malzeme israfını minimum seviyede tutuyor, yüklenicilerin kaynakları en verimli şekilde kullanmasını sağlıyoruz.
İnşaat sektörünün önemli sorunlarından biri haline gelen nitelikli iş gücü ve usta eksikliği hakkında ne düşünüyorsunuz? İnsan kaynağı sürekliliğini sağlamak adına hangi adımları atıyorsunuz?
Emad Ragab: Nitelikli iş gücü eksikliği, özellikle 2023 yılında yaşadığımız büyük deprem felaketinin ardından tüm üretim gücü ve kalifiye iş gücünün acil bölge ihtiyaçlarına yönlendirilmesiyle birlikte ciddi bir derinlik kazandı. Bu durum sektör genelinde iş gücü dengesini önemli ölçüde etkiledi. Türkiye, inşaat sektöründe dünyaya müteahhitlik hizmeti ihraç eden çok güçlü bir insan kaynağı potansiyeline sahip ancak hem yerelde hem de uluslararası projelerde bu nitelikli kadrolara talep çok yüksek. Biz GYO olarak şantiyelerimizde ana yüklenici firmalarla çalışıyoruz. Bu doğrultuda, sözleşme yapacağımız ortaklarımızı seçerken büyük ölçekli projeleri başarıyla tamamlamış, organizasyon kabiliyeti yüksek ve insan kaynağı istikrarlı firmaları tercih ediyoruz.
Firma seçim kriterlerimizde geçmiş proje deneyimleri, iş bitirme performansları, teslim sürelerine uyumları ve kalite standartları belirleyicidir. Sadece firma düzeyinde değil, sahada görev alacak proje müdüründen şantiye şefine, mühendislerden teknik personele kadar tüm ekibin tecrübe belgelerini ve yetkinliklerini denetliyoruz. Yetersiz bir şantiye organizasyonu hem kaliteyi düşürür hem de teslim süresini geciktirir. Bu nedenle süreci en başından itibaren insan kaynaklı hataları minimize edecek şekilde kurguluyor, sahada oluşabilecek en ufak imalat hatalarında ise yüklenici firmaya anında müdahale ettirerek düzeltilmesini zorunlu kılıyoruz.
Şantiye yönetimi açısından baktığımızda; aynı anda devam eden projelerde kalite, iş güvenliği ve zaman yönetimini nasıl koordine ediyorsunuz?
Emad Ragab: Bizim şantiye yönetim modelimiz üç temel sacayağı üzerine kuruludur. Kalite yönetimi, doğru yüklenici ve malzeme seçimiyle başlar. Sahaya giren her malzemenin teknik şartnameye uygunluğu onaylandıktan sonra montajına izin verilir; günlük imalat kontrolleri ve hak ediş teslimleri düzenli raporlanır. İş sağlığı ve güvenliği konusunda ise insan hayatı ve çalışan sağlığı bizim için her şeyden üstündür, bu alanda sıfır tolerans prensibiyle çalışıyoruz. Şantiyelerimizde sadece sertifikalı ve gerekli eğitimleri almış ekiplerin çalışmasına izin verilir, sahadaki İSG uzmanlarımız riskli durumları sürekli denetler. Son olarak zaman yönetimi projenin karlılığı ve müşteri memnuniyeti için kritiktir. İş programlarına tam uyum sağlamak adına güçlü bir finansal planlama yürütüyoruz. Yüklenici firmalarımızın finans akışını hızlı ve düzenli destekleyerek, onların sahada malzeme veya işçilik sebebiyle yavaşlamasının önüne geçiyoruz. Luxera'yı rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerden biri de projelerini taahhüt ettiği kalitede ve zamanında teslim etme disiplinidir.
Röportaj: Çiğdem MEN
Kaynak: baretdergisi.com



















