“Bir zamanlar gökyüzü vardı, her sabah bakardık. Şimdi 34. katın arkasında kaldı.”
Benim çocukluğumda evlerin manzarası ‘komşunun çamaşır ipi’ydi. Arada bir rüzgarla uçuşan çarşaflardan hayatın ritmini anlardık. Şimdi? Perdeleri açtığımda karşımda dikilen koca bir blok “Merhaba komşu!” diyor. O kadar yakın ki, karşı dairenin kahvaltısında zeytin mi, reçel mi yediğini çözebiliyorum.
Gökdelen Gibi Büyüyen Sorun
İşin garibi, belediyenin imar planına bakıyorsunuz: "3 katlı konut alanı." Ama arsa sahibine bir ilham geliyor; mimar "abi burayı değerlendirelim" diyor, sonra bir bakıyorsunuz...
İnşaat alanı, +30 kat bonus!”
Nasıl oldu derseniz, işte orası biraz sisli: İmar affı, plan tadilatı, “mevzuat boşluğu”... Sanki tüm bu kuleler gece çıkıp sabah dikilmiş gibi. Hatta bazıları planlarda bile yok, ama drone görüntülerinde kendilerine yer bulmuşlar.
Halk arasında bunlara “gölge binalar” diyorlar. Neden mi?
Ne güneş bırakıyorlar alt sokağa, ne sosyal alan.
İmar planına gölge düşürüyorlar.
Vicdanlara ise beton gibi çöküyorlar.
???? Dikey Mimaride Yatay Aklın Kaybı
Bu yüksek bina sevgisinin ardında ne var, hiç düşündünüz mü?
Prestij tutkusu: “Ablam 12. katta oturuyor.” diyorlar, sanki THY ile sefer yapıyor gibi.
Daha fazla daire, daha fazla kar: Müteahhitin yüzünde şantiye tozu değil, dolar işareti var.
Şehir planlamacısının kafasında ise… plan yok. En azından 90’larda SimCity oynasaydı belki bu hale gelmezdik.
Oysa yüksek bina yatay düşüncenin yokluğudur. Yeşil alan yok, sosyal donatı yok, otopark zaten “bir şekilde halledilir.”
???? Komşuluk 34. Katta Başlar mı?
Eski apartmanlarda bir bağ vardı. Kim ne pişirirse o apartmanda herkes kokusunu alırdı. Şimdi ise:
Asansör bile konuşmuyor.
Balkonlar “cephe detayı” olmuş, içinde insan yok.
En fazla bina grubu WhatsApp’tan “site aidatı 2 katına çıkmıştır” mesajı geliyor.
34 katlı plazada çocuklar yere düştüğünde “acil çıkış” tabelasını takip edip 10 dakika aşağı iniyor. Bahçede oyun yok, çünkü bahçe yok. Ama çok şükür 3 adet “dekoratif havuz” ve 1 adet “süs çimliği” var.
️ Şehir Gölgesi
Bu kadar çok bina neden yapılıyor? Nüfus artışı desen, İstanbul zaten doldu taştı. Deprem güvenliği desen, yüksek bina daha mı güvenli? (Hayır.) Cevap basit: Para. Beton, bu topraklarda altından değerli.
Ve sonra ne oluyor?
Şehir nefes alamıyor.
Yağmur yağınca yer altı otoparkı yüzme havuzuna dönüyor.
Güneşin girmediği dairelerde kombi faturaları kabarıyor.
Mahalle ruhu, kulelerin gölgesinde "kaybolan bir kavram" oluyor.
Çözüm: Yüksek Kat Değil, Derin Düşünce
Çözüm ne peki?
İmar planına sadakat. (Sadakat yahu, nikah gibi düşünün.)
Sosyal donatının öncelenmesi. (Sadece kediye balkon değil, insana park da lazım.)
Gölge kentleşmenin üzerine kararlılıkla gidilmesi. (Belediye zabıta değil, kent doktorudur.)
Yoksa bu gidişle:
Sabah güneşi “komşunun terasından” rica edilir,
Ay ışığı “üst katın drone ışıklarıyla” karışır,
Gökyüzü ise sadece bina maketlerinde görünür olur.
Son Söz:
Bir gün bu yüksek binalar yıkılırsa, altında kalan sadece beton olmaz. Hayal edilen şehir, yaşanılası mahalle, komşuluk, gökyüzü, rüzgar... Hepsi birlikte gömülür.
O yüzden sevgili belediyeciler:
“Dikey büyüme” deyince, önce vicdanınızda yükselin.
















