“Çöp kutusuna atılan sadece plastik değil, geleceğimiz de olabilir.”
Şehirde dolaşırken bir çöp kutusuna rastlamak, bazen Pokémon bulmaktan zor. Hele geri dönüşüm kutusu? Adeta mitolojik bir yaratık. Efsanelerde var ama kimse gerçekten görmemiş gibi.
Sıfır atık kentler diyoruz ya... Vallahi kulağa fena gelmiyor. Ama bizim sokakta hâlâ biri koltuk, biri lavabo, biri de eski televizyon atmış. Yani, biz sıfır atıktan çok, “her yere atık” anlayışındayız.
Plastik Şişe: Bu Macera Bitmez
Market poşetleri 25 kuruş oldu diye sevindik. “Artık doğayı koruyacağız!” dedik. Sonuç? O poşeti saklıyoruz, bir daha kullanmıyoruz ama buzağı kadar olan 3 litrelik pet şişeleri her gün çöpe atıyoruz. O da yetmezmiş gibi, ayrıştırmadan, direkt organik atığın yanına.
Komşu Ayten Teyze’nin çöp alışkanlığı zaten derslik:
– “Bu yoğurt kabı plastik mi, teneke mi?”
– “Fark etmez kızım, sonuçta ikisi de çöpe gidiyor.”
Haklı da olabilir, çünkü bazı belediyelerde geri dönüşüm kutularından çıkanları yine aynı çöp kamyonu alıyor. Haliyle halk da “biz mi geri döneceğiz, atık mı?” ikileminde kalıyor.
️ Sıfır Atık Kent Nasıl Olurdu, Hayal Edelim...
Bir sabah uyanıyoruz, haberlerde şu başlık:
“Türkiye’de ilk sıfır atık kent: Çöp bulunamıyor!”
Belediye başkanı açıklama yapıyor:
– “Yerde izmarit gören vatandaş anında yoga pozisyonuyla alıyor. Çevre bilinci bu seviyede.”
Pazar alışverişinde insanlar bez torbayla dolaşıyor, çürük domatesi komposta atıyor, hatta patates kabuklarını bile "doğaya borcumuz" diyerek gömüyor.
Tabii bu sırada gerçeklik geliyor, kapımızı çalıyor:
Alt sokakta inşaat hafriyatı boş araziye dökülmüş.
Üst sokakta biri pet şişeyle sıcak çorba taşıyor.
Hayal fena değil, ama gerçek biraz plastik kokuyor.
Geri Dönüşüm Sandığımız Kutu, Aslında Umut Kutusu
Kentlerde geri dönüşüm kutuları kondu. Ama ne yazık ki kullanım oranı meşrubat makinelerinden bile düşük.
Neden mi?
Ya üstüne “Sadece Kağıt” yazıyor ama içinden muhallebi kabı çıkıyor.
Ya da halk olarak “ayıklama” işini birilerinin yapacağına eminiz: “Belediyede eleman var, o ayırır.”
Bu anlayışla ilerleyince sıfır atık hayal değil, fıkra oluyor.
Bakınız:
Adam geri dönüşüm kutusuna çöp atar. Geri dönüşüm kutusu konuşur:
“Kardeşim bu biyolojik, ben plastikçiyim. Yan komşuya at.”
Alışveriş Tutkusu: Atığın Anasıdır
Evdeki çekmeceleri bir açın. Orada yıllardır duran ama asla kullanılmayan “promosyon ajanda”, “hediye bıçak takımı” ve “tek kalan kulpsuz kupa”ları göreceksiniz.
İşte o eşyalar, çöp olmamış ama çöpleşmeye niyetlenmiş nesnelerdir.
Sıfır atık sadece çöpe atmamakla olmaz, tüketmemekle başlar.
Ama bize gelince...
– “Aa ne güzel çanta, alırım.”
– “Ya bu dördüncü tencerem ama sapı kırılmaz gibi duruyor, alayım.”
Çözüm Niyet, Sonuç Eğitim
Sıfır atık bir sistem değil, bir yaşam biçimi.
– Evde kompost kovası koymakla,
– Alışverişe fileyle gitmekle,
– Çocuğa atık ayrıştırmayı öğretmekle başlar.
Yasayla değil, alışkanlıkla olur.
Çünkü çöp kültürdür.
Çöpü yere atan, aynı gün kavşakta sinyal vermez.
Camı açıp sigara izmariti atan, aynı gün sosyal medyada “doğa elden gidiyor” paylaşımı yapar.
Son Söz: Çöp Gibi Değil, İnsan Gibi Yaşamak
Sıfır atık kent hayal değil.
Ama şu anki gidişle biraz fantezi edebiyatına giriyor.
Oysa çocuklara bırakacağımız en büyük miras, çöp yığınları değil, temiz bir gelecek.
Son olarak hatırlatalım:
Bir gün çöp dağlarında yaşamak istemiyorsak, bugünden bir poşet eksik kullanmalı, bir karton kutuyu fazladan düşünmeliyiz.
Ve unutmayın:
“En az çöp üreten insan, en çok hatırlanan olur.”
















