Son yıllarda tarla yatırımı ciddi şekilde arttı. Ancak sahada görülen tablo şu: Alım kararları hayale göre veriliyor, sonuçlar ise tamamen mevzuata takılıyor.
Öncelikle bilinmesi gereken temel eşik nettir: 5.000 m²’nin altındaki tarım arazilerinde konut yapılaşması mümkün değildir. Ancak 5.000 m² yeterli de değildir. Parselin kadastral yola cephesi yoksa, yapı ruhsatı alınamaz. Ayrıca yapılacak konut alanı, parsel büyüklüğüne eklenerek hesaplanır.
Birçok yatırımcının gözden kaçırdığı diğer başlıklar ise ova koruma alanları, DSİ sulama sahaları ve sit alanlarıdır. Bu alanlarda, büyüklük şartı sağlansa dahi yapı izni verilmez. Aynı şekilde kırsal alanda “sondaj vururuz” yaklaşımı da ciddi idari para cezalarına ve mühürlemelere yol açabilmektedir.
Prefabrik, konteyner ya da bungalov yapılar için ayrı bir serbestlik yoktur. Ruhsatsız her yapı kaçaktır. Elektrik ve su aboneliği bulunması, yapının hukuki statüsünü değiştirmez. Uygulamada yıkılan yapıların büyük kısmında abonelik mevcuttur.
Hobi bahçeleri ve kooperatif projeleri ise mülkiyet açısından en riskli alanlardır. Ortak tapu ve ortak borç sistemi içinde, bireysel yapı hakkı doğmaz. “Belediye ses çıkarmıyor” ifadesi ise hukuki bir güvence değil, geçici bir durumdur.
Son olarak; bir parselin etrafının çevrilmesi, duvar örülmesi ya da ilanda “arsa” olarak sunulması onun arsa olduğu anlamına gelmez. Arsa vasfı, yalnızca imar planı ve belediyeden alınan yazılı belgeyle tespit edilir.
Özetle; tarla alırken söze değil, plana bakılır. Hayale değil, mevzuata göre hareket edilir. Aksi hâlde yatırım değil, uzun süreli bir hukuki sorun satın alınmış olur.
















