Emlak sektöründe yıllardır karşılaştığım en temel ama en çok iç acıtan sorunlardan biri nedir biliyor musunuz? “Depozito.” Evet yanlış duymadınız… Bugün binlerce kiracı ve ev sahibi, kira sürecinin sonunda yalnızca bir anahtar teslimi değil, bir güven meselesiyle karşı karşıya geliyor.
Depozito dediğimiz şey aslında bir güvence. Mülkü zarar vermeden teslim et, aidatını, elektriğini düzgün öde, ben de sen çıkarken paranı iade edeyim… Kulağa ne kadar adil geliyor değil mi? Ama pratikte bu mesele, içinden çıkılmaz bir düğüm halini alıyor.
Düşünün… 14 yıl önce bir ev kiralanmış, kira bedeli 2.000 TL. Ev sahibi o dönem 2 kira bedeli, yani 4.000 TL depozito almış. Bugün kiracı evden çıkmak istiyor. Son ödediği kira 25.000 TL. Ve diyor ki: “Ben bu eve yıllarımı verdim, kira düzenli ödendi, evi pırıl pırıl teslim ediyorum. 2 kira bedeli verdim. Bugünün kirasıyla 50.000 TL depozito hakkım var.” Ev sahibi ise şöyle diyor: “Bana 4.000 TL verdin, onu iade ederim. Fazlasını istiyorsan mahkemeye git.”
Şimdi duralım. Yasal olarak ev sahibi aldığı miktarı iade etmekle yükümlü. Ama yasa der ki: Bu para vadeli bir banka hesabında tutulmalı. Yani faiz işletilmeli, para korunmalı. Eğer bu yapılmamışsa? O zaman kiracının mağduriyeti doğar. İşte burada devreye vicdan giriyor.
Ben bir gayrimenkul uzmanı olarak şunu söylemeden edemem: Bir mülk sahibinin, kiracısına borcu sadece yasa ile değil, insanlıkla da ölçülür. Senin 14 yıl önce aldığın 4.000 TL’nin, bugün bir anlamı kaldı mı? Ya da 14 yıldır senin mülkünü koruyan, düzenli ödeyen bir kiracıya sadece “o gün verdiğini” vermek adil mi?
Bir diğer büyük sorun da şu: Kiracılı mülk satılıyor. Yeni ev sahibi geliyor. Kiracı diyor ki:
“Depozitomu istiyorum.” Yeni mülk sahibi: “Ben almadım.” Eski ev sahibi: “Ben sattım, beni ilgilendirmez.”
Oysa Türk Borçlar Kanunu çok açık: Kiracıyla yapılan sözleşme, mülkle birlikte yeni alıcıya devrolur. Dolayısıyla depozito da onunla birlikte devredilir. Ama bizde uygulama ne yazık ki böyle işlemiyor. Kiracılar arada sıkışıyor. Ne parasını alabiliyor ne hakkını.
Buradan tüm mülk sahiplerine seslenmek istiyorum: Ev sahibi olmak demek, sadece tapuda ismin yazması değildir. Ev sahibi olmak, koruyucu olmak, hakkaniyetli davranmak ve helal kazançla yetinmeyi bilmek demektir. Kiracı da senin bir emanetini taşıyan kişidir. Eğer mülkünde bir zarar yoksa, faturasını, aidatını düzgün ödemişse, depozitosunu da güncel şartlara uygun şekilde iade etmek insani ve ahlaki bir görevdir.
Unutmayalım: Bugün kiraya veren biz olabiliriz, ama yarın kiracı biz olabiliriz. Kul hakkı bu dünyada da sorulur, öteki dünyada da.
Mülk sahibi, adaletli davrandığında kaybetmez; tam tersine duasını alır, itibar kazanır. Depozito bir para değil, bir güven sınavıdır. Ve bu sınavdan geçmek her şeyden daha kıymetlidir.
Sevgiyle, adaletle kalın.
















