Kriz Anlarında Panik mi, Sağduyu mu?
Savaşlar yalnızca sınırları değil, ekonomiyi, yatırım psikolojisini ve toplumların karar alma reflekslerini de etkiler. 1990 yılında Irak-Saddam savaşını yaşamış, o dönemin piyasa atmosferini görmüş biri olarak şunu net ifade edebilirim: Türkiye’de emlak sektörü savaşın ilk sinyallerinde durur ve gözleme geçer.
İlk etapta piyasada bir sessizlik oluşur. Alıcı bekler, satıcı temkinli davranır. Herkes gelişmeleri izler. Ancak bu durgunluk kalıcı değildir. Çünkü konut bir yatırım aracı olmanın ötesinde temel bir ihtiyaçtır. Sürece bağlı olarak kısa bir zaman sonra gerçekten konut ihtiyacı olanlar yeniden alım yapmaya başlar. Kiradan kurtulmak isteyen, ailesine güvenli bir yaşam alanı oluşturmak isteyen kişiler kararını ertelese de tamamen vazgeçmez. Piyasa kendi dengesini yeniden kurar.
Bu tür dönemlerde manipülasyonlar artar. Kaotik ortamdan beslenmek isteyenler çıkar. “Savaş var, piyasa kötü” söylemleriyle fiyatları aşağı çekmeye çalışırlar. Alıcılar pazarlık şanslarını artırmak ister, korkan tarafı ikna edip düşük fiyattan alım yapmaya yönelir. Fakat kimsenin aklına şu soru gelmez: Madem savaş var, madem piyasa bozuk, sen neden alıyorsun?
Çünkü kriz dönemleri iki farklı yatırımcı profili ortaya çıkarır. Bir kısmı korkar ve zararına satış yapar. Diğer kısmı ise fırsat görür, düşük fiyatlardan alım yapar. Tarih boyunca kazananlar genellikle panikle değil, akılla hareket edenler olmuştur.
Ülkemizin jeopolitik konumu son derece kıymetlidir. Zor durumda kalan komşularına her zaman kapısını açmış, yardım elini uzatmış bir milletiz. Vicdanlı ve merhametli insanlarız. Bu özelliklerimiz, Türkiye’yi yalnızca coğrafi değil, insani anlamda da güvenli bir liman haline getirmiştir.
Son beş yılda İran vatandaşlarının Türkiye’de konut alımında ciddi bir artış yaşanmıştır. Güvenli bir alanda yaşamak isteyen birçok İranlı, ülkemizde firma kurmuş, konut edinmiş ve yaşamını burada sürdürmeyi tercih etmiştir.
Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde de benzer bir tablo gördük. Ruslar özellikle Antalya, Alanya ve İstanbul’da; Ukraynalılar ise İstanbul ve Bodrum bölgelerinde konut alarak aileleriyle birlikte güvenli alanlar oluşturdu. Türkiye, yatırımcının mülkiyet hakkını koruyan yapısıyla öne çıktı.
Bu tür dönemlerde bazı ülkelerde yabancıların mal varlıklarına yönelik yaptırımlar gündeme gelirken, bizim ülkemizde mülkiyet hakkı esastır. Bu güven ortamı, yabancı yatırımcının tercihinde belirleyici olur.
Sonuç olarak savaşlar emlak sektörünü ilk aşamada yavaşlatır; ancak kalıcı bir çöküşe neden olmaz. İnsan barınma ihtiyacından vazgeçmez. Aileler güvenli alan aramaya devam eder. Sermaye, istikrarlı ve hukukun işlediği ülkelere yönelir.
Anadolu toprakları tarih boyunca sığınak olmuştur. Bereketlidir. İnsana merhametlidir. Bu toprakların değerini bilmemiz gerekir.
Kriz dönemlerinde panik değil, sağduyu kazandırır.
Emlakta da hayat böyledir: Korkan kaybeder, sabreden kazanır.
















