TÜİK’in açıkladığı verilere göre, Eylül ayında 150.657 konut satışı gerçekleşti. Piyasada “işler durgun” diyen birçok kişinin aksine, satışlarda hız kesilmiyor. Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, bu ivme yıl sonuna kadar devam edecek gibi görünüyor.
Son 1,5 – 2 yıldır ikinci el konut fiyatlarının makul seviyelere inmesi, alıcıyı yeniden harekete geçirdi. Şişmiş fiyatların normale dönmesi, hem satıcıları hem de alıcıları yeniden buluşturdu.
Benim inancım şudur: Satılmayan mülk yoktur, sadece doğru fiyatlandırılmamış mülk vardır.
Konut satışındaki bu hızın en büyük nedeni ise kullanıcıların konut alması. Özellikle altın fiyatlarındaki yükseliş, elinde altın bulunan vatandaşları harekete geçirdi.
Birçok kişi, elindeki birikimi konuta dönüştürerek kiradan kurtulma fırsatını değerlendirdi.
Biz Türk toplumu olarak konutu bir yatırım değil, bir güvence olarak görürüz. Önce kendimiz, sonra çocuklarımız rahat etsin diye gayrimenkul alırız. Bu gelenek, yıllardır hiç değişmedi.
Hiç kimse beklemesin ki, konut alımına olan ilgi azalsın.
Ne var ki, son dönemde piyasa söylemleriyle manipülasyon yapılmaya çalışılıyor.
Bazı uzmanlar “fiyatlar düşecek, almayın” derken, bu açıklamalar sadece kafaları karıştırıyor. Oysa konut ihtiyacı olan için en doğru zaman, kendi bütçesine uygun evi bulduğu andır.
Benim tavsiyem açık ve net:
İmkanınız varsa beklemeyin, oturacağınız evi alın.
Bir örnekle açıklayayım:
2001 yılında Şişli’de 2+1, 80 metrekare bir daire 22 bin dolara satın alınmıştı. Bugün aynı dairenin değeri 155 bin dolar.
Üstelik o günden bu yana kira ödenmediği de düşünülürse, bu farkın anlamını herkes kolayca anlayabilir.
















